8/9/2008 - Pembe Şarap
Ben pek sevmesem, bazı şeyleri eksik bulsam da Başat Efendi' nin beğendiği ilk ve tek yazımdır. Bu yüzden ayrıdır önemi.
Uzaklardan, sarhoş oldukları belli olan iki adamın söylediği şarkı ve köpek havlamaları / kedi miyavlamaları duyuluyordu. Ve bir de dikkat edince fark edilen trafik sesleri… Sokağın bir köşesinde şarap içen bir oğlan vardı. Oğlan aslında şarap sevmezdi. İçki içme nedeni sadece sarhoş olmak olurdu ve işte bu yüzden şarap sevmezdi. Şarabın tek başına sarhoş edebileceğini düşünmemişti hiç. Ama o gece, tüm parasını -sigara almak için ayırdığı dışında- şaraba vermişti. Şişenin yarısı -neredeyse- bitmişti. O sokakta içmesinin nedeni ıssız oluşuydu ve hiç bu ıssızlığın onu ürperteceğini düşünmemişti. Sigarası bitmişti. İlerdeki sokakta bir market olduğunu hatırlıyordu. Yerinden kalktı ve yürümeye başladı. Az ilerde sarhoş adamlara rastladı. Bir aşk şarkısı söylüyorlardı. İkisinin de görünüşü pejmürdeydi. Oradan buradan toplamış oldukları parayla içki aldıkları belliydi. Evsizlerdi. Yüzlerinden anlaşıldığı kadarıyla onlarca dertleri vardı. Tüm bunlara rağmen nasıl oluyordu da aşktan yana dert yanıyorlardı? Aşk güzel bir şey olsa gerekti. Ama oğlan hiç tadamamıştı aşkı. Bu ona göre, gündüz yapılan bir sohbet ve akşamında sevişmeden ibaretti. Sessiz bir şekilde hapşırdı. Hastaydı. Annesinin tüm ısrarlarına karşı gelerek o gece sokağa çıkmıştı. Duramamıştı evde. Her zaman huzur bulduğu yerde kendisini rahatsız hissetmişti.
Markete girdi. Satıcının bakışından bir şey çıkaramamıştı. Öyle bakmasının sebebi, belki o gece ondan alış-veriş yapan tek ayık insan olmasıydı, belki 20 yaşında bir delikanlı olarak şarap şişesini tek başına deviriyor olmasıydı.
Sigarasını alıp çıktı.
Marketin kapısının önünde bir sağa bir sola baktı. Sağa giderek eski yerine tüneyebilirdi. Sol tarafta ise en yakın arkadaşının evi vardı. Cebini yokladı. Anahtar cebinde olmalıydı. Ne de olsa arkadaşı tatildeydi. Uzun süren bir çabayla, enkaz altından yaralı çıkarmak misali cebinden anahtarları çıkarabildi ve eve doğru ilerdi. İçeri girdiğinde kan kırmızısı duvarlar ürkmesine neden oldu. O gece hiçbir yerde huzur bulamayacak gibiydi. Salona geçti ve en sevdiği koltuğa yayıldı. Şarap bitmez üzereydi. Muhtemelen son yudumuydu-ve bitti. Hala sarhoş olamamıştı. Aklı aşk şarkısı söyleyen evsiz adamlardaydı. Aşık olmayı diledi. Tek gecelik aşkların heyecanı yoktu artık. Bir şeyin eksik olduğunu fark eti ve müzik çaların yanına gidip Anathema - One Last Goodbye’ı açtı. Her zaman, dinlediği şarkıdan fırlayacak olan notaların kendisini uzak diyarlara götürmesini ummuştu. Buzdolabında bira olacağını düşünerek mutfağa gitti, aradı ve buldu. Geri dönüp aynı koltuğa aynı şekilde yayıldı. Şarkıya kendisini kaptırmıştı. Kendisini merak edeceğini bildiği annesine mesaj attıktan sonra telefonunu kapayıp bir köşeye koydu. Biranın kapağını açarak kafasına dikti. Yarısından fazlasını içmiş gibi görünüyordu. Gülümsedi ve tekrar içmeye başladı. Boş şişeyi karşıdaki koltuğa fırlattıktan sonra kendi rekorunu kırdığını fark etti. Birkaç saniye sonra başı dönmeye başlayacaktı. Gözlerini kapadı. Yeni başlayan şarkının ilk notaları havada, ritme uyarak dans etmeye başladı. Oğlan yine, aşık olmayı diledi ve o sırada notaların arasından bir kız çıkageldi. Rüya gibi bir kızdı, tıpkı rüyalarındaki gibi güzel… Galiba sarhoş olmuştu.
Gamze Öztürk 08.09.2008 21.59
|